İçkinin adabı(!)

Alkolizm bir zayıflık veya irade yoksunluğu değildir. Evet, ben de çok içiyorum. Her seferinde bir önceki günün kafasını yaşamak için direnç merdivenleri daha da yükseliyor.

 Bırakır mısın? Neden olmasın? Ama olmasın daha iyi.
Alkol dertten içilecek kadar basit, birisi için ıslatılacak kadar küçük görülebilecek, isyan edilecek kadar hor görülecek  bir şey değildir.
İstersin ve bir bahane uydurarak içersin. Asıl önemli olan alkole saygı duyup bir bahanenin arkasına sığınmadan ben içeceğim demektir...

Acaba toplum alkole olan saygısından mı yoksa korkusundan dolayı mı bir bahaneler silsilesi arkasına sığınır?

Evet biraz acımasız olmak gerekiyor, etrafını umursamadan dans etmek, bir kıza açılmak, yatağına kadar götürmek için ciddi anlamda özgüvensiz ve bu eksikliğine alkolü arkadaş edinip kendini tamamlamak ne denli haz verebilir insana? Acınası bir durum bu. Eğlence mekanında rahatlamak için alınan 1-2 kadehi değil bilincini kaybedercesine, çevrendeki insanların yaşam alanlarına taciz edecek kadar düşülebilen durumlardan bahsediyorum.

Evet bir alkol düşkünü olmaya başladım. Hayır! Sen bir alkoliksin! diye kulağıma fısıldayanları hissedebiliyorum. Haksız da değiller.

Toplumun alkole bu denli şiddetle karşı çıkması nedendir acaba? Aklıma Levent Kırcanın Olacak o kadar programında canlandırdığı şarhoş rolu geldi. Polis memuruna "hıyarımı neden atıyorsun ya!" Şeklindeki siteminde ne kadar da haklı. Evet! Sanane? benim hıyarımdan .

Hatırlar mısın?

 Televizyonda Adnan Şenses eşliğinde rakı içilen o günleri...  Tamam o sıralar yaşça küçük , alkolü kabullenmemiş olabilirim lakin şimdi arşivlere bakınca ne kadar hoş günler diyebiliyor insan. Oysa ki o kadar da eski tarihler değil bunlar...

Editör: Hikmet Özcanlı